(ابن الثامر ودعوته إلى النصرانية بنجران) :
(İbnü's-Sâmir'in Necran'da Hıristiyanlığa daveti):
فجعل عبد الله بن الثامر إذا دخل نجران لم يلق أحدا به ضر إلا قال (له)
[1] يا عبد الله، أتوحد الله وتدخل في ديني وأدعو الله فيعافيك مما أنت فيه
من البلاء؟
فيقول: نعم، فيوحد الله ويسلم، ويدعو له فيشفى. حتى لم يبق بنجران أحد به
ضر إلا أتاه فاتبعه على أمره، ودعا له فعوفي حتى رفع شأنه إلى ملك نجران،
فدعاه فقال (له) : أفسدت علي أهل قريتي، وخالفت ديني ودين آبائي،
لأمثلن بك، قال: لا تقدر على ذلك. قال: فجعل يرسل به إلى الجبل الطويل
فيطرح على رأسه فيقع إلى الأرض ليس به بأس، وجعل يبعث به إلى مياه بنجران،
بحور لا يقع فيها شيء إلا هلك، فيلقى فيها فيخرج ليس به بأس. فلما غلبه قال
له عبد الله بن الثامر: إنك والله لن تقدر على قتلي حتى توحد الله فتؤمن
بما آمنت به، فإنك إن فعلت ذلك سلطت علي فقتلتني. قال: فوحد الله تعالى ذلك
الملك، وشهد شهادة عبد الله بن الثامر، ثم ضربه بعصا في يده فشجه شجة غير
كبيرة، فقتله، ثم هلك الملك مكانه، واستجمع أهل نجران على دين عبد الله بن
الثامر، وكان على ما جاء به عيسى بن مريم من الإنجيل وحكمه، ثم أصابهم مثل
ما أصاب أهل دينهم من الأحداث، فمن هنالك كان أصل النصرانية بنجران، والله
أعلم بذلك.
قال ابن إسحاق: فهذا حديث محمد بن كعب القرظي، وبعض أهل نجران عن عبد
الله بن الثامر، والله أعلم أي ذلك كان.
Türkçe Tercüme
(İbnü's-Sâmir'in Necran'da Hristiyanlığa Daveti):
Abdullah ibnü's-Sâmir, Necran'a girdiğinde bir sıkıntı içinde olan kimseye rastlasa ona derdi ki: "Ey Allah'ın kulu, Allah'ı bir bilir misin ve benim dinime girer misin? Ben de Allah'a dua ederim de seni içinde bulunduğun beladan kurtarır." Adam "evet" derdi, Allah'ı birler ve Müslüman olurdu (teslim olurdu), o da onun için dua ederdi, adam şifa bulurdu. Öyle ki Necran'da bir dert sahibi kalmadı ki ona gelmesin, onun yoluna tabi olsun ve o da dua etsin de şifa bulsun; hatta durumu Necran meliki'ne kadar ulaştı.
Melik onu çağırıp dedi ki: "Sen benim köyümün halkını benim aleyhime bozdun, benim dinime ve atalarımın dinine muhalefet ettin. Andolsun seni musle edeceğim (uzuvlarını keseceğim)." Abdullah dedi ki: "Buna güç yetiremezsin." Melik onu yüksek bir dağa götürtüp başı aşağı atılmasını emretti; yere düştü, hiçbir zarar görmedi. Sonra onu Necran'daki sulara, içine düşen her şeyin helak olduğu derin göllere gönderdi; içine atıldı, hiçbir zarar görmeden çıktı.
Melik ona galip gelemeyince, Abdullah ibnü's-Sâmir ona dedi ki: "Vallahi sen beni öldürmeye asla güç yetiremezsin, ta ki Allah'ı bir bilip benim iman ettiğime iman edinceye kadar. Şayet bunu yaparsan, bana musallat kılınırsın ve beni öldürürsün." Bunun üzerine o melik, Allah'ı bir bildi ve Abdullah ibnü's-Sâmir'in şehadet ettiği gibi şehadet etti. Sonra elindeki bir sopayla ona vurdu, büyük olmayan bir yara açtı ve onu öldürdü. Ardından melik de olduğu yerde helak oldu.
Necran halkı, Abdullah ibnü's-Sâmir'in dini üzerinde birleşti; o da İsa ibn Meryem'in getirdiği İncil ve onun hükmü üzerineydi. Sonra onlara da, kendi dinlerinin ehline isabet eden yeniliklerin (bidatlerin) benzeri isabet etti. İşte bundan dolayı Necran'da Hristiyanlığın aslı buradan gelmiştir. Doğrusunu Allah bilir.
İbn İshak dedi ki: Bu, Muhammed ibn Kâ'b el-Kurazî'nin ve bazı Necran ehlinin Abdullah ibnü's-Sâmir'den naklettiği rivayettir. Doğrusunu Allah bilir, bu olayın nasıl olduğunu.
Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.