23. Huneyn, Taif ve Tebük
Mekke'nin fethinden hemen sonra, henüz boyun eğmemiş Hevazin ve Sakif kabileleri büyük bir orduyla toplandı. Efendimiz on iki bin kişiyle Huneyn vadisine yürüdü. Ordunun çokluğuna güvenenler 'Bugün azlıktan yenilmeyiz' demişti; oysa vadinin dar boğazında pusuya düşen öncü birlikler bir anda dağıldı. Efendimiz, katırının üzerinde yerinden kıpırdamadan 'Ben peygamberim, yalan yok; ben Abdulmuttalib'in oğluyum' diyerek sebat etti; Abbas'ın gür sesiyle toparlanan ashab döndü ve bozgun kesin zafere çevrildi. Tevbe Suresi bu dersi hatırlatır: Zafer sayıyla değil, Allah'ın yardımıyladır.
Huneyn'in ardından Taif kuşatıldı; kale düşmeyince kuşatma kaldırıldı. Efendimiz, kendisini vaktiyle taşlayan Taifliler için beddua etmedi, 'Allah'ım, Sakif'e hidayet ver' diye dua etti; nitekim bir yıl sonra Taif heyeti gelip Müslüman oldu. Huneyn ganimetlerinin dağıtımında Efendimiz, kalpleri İslam'a ısındırılacak yeni Müslümanlara bol bol verdi; ensara ise şu sözle iltifat etti: 'Herkes evine deve ve koyunla dönerken siz Allah'ın Resulüyle dönmeye razı değil misiniz?' Ensar ağlayarak razı olduklarını söyledi.
Hicretin dokuzuncu yılında, Bizans'ın sınıra ordu yığdığı haberi üzerine Efendimiz, kıtlık mevsiminde otuz bin kişilik orduyla Tebük'e yürüdü. Bu en zorlu sefere kimin ne fedakarlıkla katıldığı, kimin mazeret uydurup kaldığı, Tevbe Suresi'nde tek tek tahlil edilir. Bizans ordusu karşılarına çıkmadı; sefer, kuzey kabileleriyle antlaşmalar ve caydırıcı bir güç gösterisiyle sonuçlandı. Bu yıla 'Senetü'l-Vüfud' — heyetler yılı — dendi; Arabistan'ın dört yanından kabileler Medine'ye gelip İslam'a girdi.