(تفسير ابن هشام لبعض الغريب) :
(İbn Hişam'ın bazı garip lafızları açıklaması)
</span>
قال ابن هشام: المن: شيء كان يسقط في السحر على شجرهم، فيجتنونه حلوا مثل
العسل، فيشربونه ويأكلونه. قال أعشى بني قيس بن ثعلبة:
لو أطعموا المن والسلوى مكانهم ... ما أبصر الناس طعما فيهم نجعا
وهذا البيت في قصيدة له. والسلوى: طير، واحدتها: سلواة، ويقال: إنها
السماني، ويقال للعسل (أيضا) : السلوى. وقال خالد بن زهير الهذلي:
وقاسمها بالله حقا لأنتم ... ألذ من السلوى إذا ما نشورها
وهذا البيت في قصيدة له . وحطة: أي حط عنا ذنوبنا.
قال ابن إسحاق: وكان من تبديلهم ذلك، كما حدثني صالح بن كيسان عن صالح
مولى التوأمة بنت أمية بن خلف، عن أبي هريرة ومن لا أتهم، عن ابن عباس، عن
رسول الله صلى الله عليه وسلم، قال: دخلوا الباب الذي أمروا أن يدخلوا منه
سجدا يزحفون، وهم يقولون حنط في شعير. قال ابن هشام: ويروى: حنطة في شعيرة.
قال ابن إسحاق: واستسقاء موسى لقومه، وأمره (إياه) أن يضرب بعصاه
الحجر، فانفجرت لهم منه اثنتا عشرة عينا، لكل سبط عين يشربون منها،
قد علم كل سبط عينه التي منها يشرب، وقولهم لموسى عليه السلام: لن نصبر على
طعام واحد، فادع لنا ربك يخرج لنا مما تنبت الأرض من بقلها وقثائها وفومها
2: 61.
قال ابن هشام: الفوم: الحنطة. قال أمية بن أبي الصلت الثقفي:
فوق شيزى مثل الجوابي عليها ... قطع كالوذيل في نقى قوم
Türkçe Tercüme
(İbn Hişam'ın bazı garip lafızlara dair açıklaması):
İbn Hişam dedi ki: Men, seher vaktinde ağaçlarının üzerine düşen bir şeydi; onu toplarlardı, bal gibi tatlıydı, içer ve yerlerdi. Kays b. Sa'lebe oğullarının şairi şöyle demiştir: "Onlara men ve selva yerinde yedirilseydi, insanlar onlarda hiçbir tat bereketi görmezlerdi." Bu beyit onun bir kasidesindendir. Selva ise bir kuştur, tekili "selvâ" şeklindedir; bunun bıldırcın olduğu söylenir; bala da yine "selva" denir. Halid b. Zuheyr el-Hüzelî şöyle demiştir: "Allah'a yemin ederek onunla yemin ettim ki, siz gerçekten selvadan daha lezzetlisiniz, o dağıtıldığı zaman." Bu beyit de onun bir kasidesindendir. Hıtta ise "günahlarımızı bizden indir" demektir.
İbn İshak dedi ki: Onların bu emri değiştirmeleri şöyle olmuştu -bana Salih b. Keysan, Ümeyye b. Halef'in kızı Tev'eme'nin azatlısı Salih'ten, o da Ebu Hureyre'den ve güvenmediğim bir başka kişiden, o da İbn Abbas'tan, o da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet ederek bana anlattı-: dedi ki: "Girmeleri emredilen kapıdan secde ederek, sürünerek girdiler; onlar ise 'buğday içinde arpa' diyorlardı." İbn Hişam dedi ki: Bir rivayette de "arpa içinde buğday tanesi" şeklinde nakledilmiştir.
İbn İshak dedi ki: Musa'nın kavmi için su istemesi ve Allah'ın ona asasıyla taşa vurmasını emretmesi üzerine, taştan onlar için on iki pınar fışkırdı; her boy için bir pınar, ondan içerlerdi, her boy kendi içeceği pınarı bilirdi. Musa aleyhisselama şöyle dediler: "Biz tek yemeğe asla dayanamayız, Rabbine bizim için dua et de yerin bitirdiği şeylerden -sebzesinden, salatalığından ve buğdayından- bize çıkarsın." (Bakara: 61)
İbn Hişam dedi ki: Fûm, buğday demektir. Ümeyye b. Ebi's-Salt es-Sekafî şöyle demiştir: "Şizâ ağacından yapılmış, büyük kaplar gibi tabakların üzerinde, üzerlerinde beyaz kum tepesindeki gerdanlık gibi parçalar vardı."
Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.