KURAN KATİBİ
← Siyer

25. Vefatı ve Bıraktığı Miras

Veda Haccı'ndan Medine'ye dönüşten bir süre sonra, hicretin on birinci yılı Safer ayında Efendimizin hastalığı başladı. Şiddetli baş ağrısı ve ateşe rağmen ashabına imamlığı sürdürdü; takati kesilince 'Ebu Bekir'e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın' buyurdu. Son günlerinde Bilal'in ezanıyla uyanıp perdesini araladığı bir sabah, mescidi saf saf namazda gören mübarek yüzü sevinçle gülümsedi; ashab onu iyileşti sanıp sevindi.

Son nefesine yakın yanında kızı Fatıma vardı; kulağına önce bir şey fısıldadı, Fatıma ağladı; sonra bir şey daha fısıldadı, güldü. Sonradan anlattı: Önce vefat edeceğini söylemişti, sonra ailesinden kendisine ilk kavuşacak kişinin o olduğunu müjdelemişti. Efendimiz, Rebiülevvel ayının on ikisinde, altmış üç yaşında, başı Aişe validemizin kucağında 'Refik-i A'la'ya' — en yüce Dost'a — diyerek ruhunu teslim etti.

Medine sarsıldı; Ömer gibi bir yiğit dahi 'O ölmedi' diyecek kadar kendinden geçti. Ebu Bekir metanetle minbere çıktı ve ümmeti tarihin dönüm noktasında şu sözlerle ayakta tuttu: 'Kim Muhammed'e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah'a kulluk ediyorsa bilsin ki Allah Hayy'dır, ölmez.' Ardından şu ayeti okudu: 'Muhammed ancak bir resuldür; ondan önce de resuller gelip geçmiştir...'

Efendimiz, vefat ettiği yere, Aişe validemizin odasına defnedildi; kabri bugün Mescid-i Nebevi'nin içindedir. Geriye ne altın ne saltanat bıraktı; Kitap, sünnet, örnek bir hayat ve yeryüzünün dört yanına adaleti taşıyacak bir nesil bıraktı. Salat ve selam ona, ailesine ve ashabına olsun.