KURAN KATİBİ
← Siyer

1. Cahiliye Devri Arabistan'ı ve Mekke

İslam güneşi doğmadan önce Arap Yarımadası, çölün ortasında kabileler halinde yaşayan, okuma yazması az, savaşları ve şiiri bol bir toplumdu. Bu döneme sonradan cahiliye devri denildi; bilgisizlikten çok, hakikatten habersizlik anlamında bir cahillikti bu. İnsanlar Allah'ı büsbütün unutmamışlardı; Kabe'yi İbrahim Aleyhisselam'dan kalma kutsal bir ev olarak tanıyor, hac ve umre benzeri ibadetleri sürdürüyorlardı. Ne var ki tevhid inancı zamanla bozulmuş, Kabe'nin içi ve çevresi üç yüz altmış putla doldurulmuştu. Lat, Uzza, Menat ve Hübel gibi putlara kurbanlar kesiliyor, kız çocukları diri diri toprağa gömülebiliyor, güçlü olan zayıfı eziyordu.

Bütün bu karanlığın içinde Mekke, yarımadanın kalbiydi. Kabe sayesinde her yıl dört bir yandan hacılar geliyor, panayırlar kuruluyor, ticaret kervanları yazın Şam'a, kışın Yemen'e gidip geliyordu. Şehri Kureyş kabilesi yönetiyordu; su dağıtımı (sikaye), hacılara yemek ikramı (rifade) ve Kabe'nin perdedarlığı (hicabe) gibi görevler Kureyş'in kolları arasında paylaşılmıştı.

Araplar arasında az sayıda da olsa, putlara tapmayı reddedip İbrahim'in dini üzere yaşamaya çalışan kimseler vardı; bunlara hanif deniyordu. İşte alemlerin Rabbi, son peygamberini bu toplumun içinden, bu şehirden çıkaracaktı. Karanlığın en koyu olduğu yerde, insanlığın en aydınlık hikayesi başlamak üzereydi.